Çocuklu Çiftlere Öneriler.
Öyle güçlü ve özel bir duygu ki aşk, varlığı büyük bir motivasyonla bizi hayata bağlıyor. Aşık olduğumuzda her birimiz daha pozitif, daha mutlu ve daha gülen gözlerle bakmaya başlıyoruz birbirimize ve çevremize... “Peki, aşkı daim kılmak ve hep aynı heyecanla yaşamak mümkün mü?” dediğinizi duyar gibiyiz. Özellikle de evli ve çocuklu çiftlerden... Çünkü bunca zaman hep evliliğin aşkı öldürdüğü yönünde çok şey duyduk. Oysa evlilik ve çocuk aşkı yok etmiyor, aksine büyük ve önemli bir değişimden geçirerek farklılaştırıyor. Tıpkı eski model arabanızı bir üst model arabayla değiştirmek gibi diye de örnek veriyor...
Aşk nedir?
Birçok farklı tanımı olan aşk, en işlevsel hali ile insan türünün devamı için biyolojik çekim olarak tanımlanabilir. Bu tanım; hem bir yanı ile bireyin kendinden farklı özelliklere sahip olan birine karşı beslediği yoğun sevgi ve çekim, hem de bütüne bakıldığında ahenk içerisinde olabilme durumu olarak açıklanabilir. Karşı tarafın farklılıkları, kişide eksik olanı tamamlama ihtiyacını karşılarken, uyum içerisinde olan alanlar ise ilişkinin sağlıklı ve uzun ömürlü olabilmesine hizmet eder.
Evlilik ve çocuktan sonra aşk, nasıl bir hal alır?
Kişilerin karşılıklı yaşadıkları duygu durumu; zamana, çevresel koşullara, bireysel değişim ve gelişimlerine bağlı olarak evrilir. Ancak bu evrilme, bir önceki aşamanın daha iyi ya da bir sonrakinin daha kötü olduğunu göstermez. Zaten, kimi zaman ilişki içinde yaşanan problem de budur; değişime direnç! Değişim kaçınılmaz ve doğaldır. Ne zaman ki kişiler değişime direnç göstermeye ya da değişimi durdurmaya çalışır, o zaman hem kendilerine hem de ilişkilerine zarar vermeye başlarlar. Bu tıpkı bebeklikten çocukluğa, çocukluktan ergenliğe geçişi durdurmaya ve bu evrelerden birinin diğerine göre daha iyi ya da daha kötü olduğunu söylemeye benzer. Çocuk sahibi olmak, hem bireysel hem de çift ilişkisi adına büyük bir değişimdir. Çocuk sahibi olmaya karar vermek zaten başlı başına bireyin ve çiftin bir başka gelişimsel evreye geçtiğini gösterir.
İlişkilerin değişim süreçleri nasıl gerçekleşir?
İlişki kavramını, çiftlerden bağımsız bir organizma olarak düşünmek daha doğru bir yaklaşımdır. Yani yaşanan, yaşanacak ve kimlerin yaşadığından bağımsız olarak ilişki, kendi içinde gelişen, değişen ve evrilen bir yapıdır.ilişkilerde 3 önemli (kritik) zaman aralığı vardır. Bunlar; yaklaşık olarak ilişkinin ilk 1.5. yılı, 4. yılı ve 10. yılıdır.
İlk 1.5 yıl:
Çiftler yoğun bir aynılaştırma çabası içindedirler. Yani her iki taraf, bir diğerini kendine benzetmeye çalışır. Bu doğal bir süreçtir ve aslında sağlıklıdır da. örneğin; bir kadın ve erkek evlenirler, kadın sebze, erkek ise et sever. Kadın tiyatroya, erkek ise sinemaya gitmekten hoşlanır. Kadın erkeğe, etin yanında sebze yedirmek, erkek ise karısını cumartesi akşamları şık bir et restoranına götürmek ister. Cumartesi akşamları tiyatroya bilet alan kadına karşılık, pazar öğleden sonra da erkek yeni gelen macera filmine bilet alır. İşte bu, doğal ve sağlıklı olan aynılaştırma çabasıdır. Bu evrede, bu çaba karşısında direnci çok yüksek olan bir taraf veya taraflar var ise çift aynılaşamaz yani ortak zevkler, alanlar ve beraber keyifle gerçekleştirilecek ritüeller yaratılamaz. Ardından ya ayrılma/boşanma gerçekleşir ya da ilişkiye, duygusal olarak kopuk şekilde devam edilir. Bu durumda, ilişkinin ikinci kritik evresinde kopuş yaşanma olasılığı yükselir. 1.5 yılı yani yoğun aynılaştırma çabasını başarı ile atlatmış ve ortak müşterekte buluşmuş çiftler bu sefer de yoğun bir farklılaşma çabası içine girerler. Farklılaşma çabası, kişinin kendi için yaptığı, keyif aldığı etkinlikler, ilgi alanları gibi örneklendirilebilir. Bu dönem de ilişkinin yaklaşık 2.5. yılından sonra gerçekleşir. Dolayısıyla bu zaman dilimi oldukça kritiktir. Çiftler, birey olarak kendilerini ve ilişkilerini bütün kılma arayışına başlarlar. Aksi takdirde kopuş yaşanabilir. Bu evrede çıkan problemlere örnek; tarafların, birbirinin normal ve sağlıklı olan farklılaşma çabasını göstermemesi ve diğerine yapışarak, sıkması ve yaşam alanı bırakmaması (Arkadaşları ile hafta sonu ormana koşuya erkek erkeğe gitmek isteyen adama, “Bir pazarımız var, onu da bensiz geçiriyorsun!” diye söylenen, bu sebeple küsen ya da ormana onlarla gitmek isteyen kadın) gibi. Burada farklılaşmak ve kendine özel alan yaratmak isteyen adamın ihtiyacı görülmez. Bu çift, terapiye gittiğinde birbirleri için “Eşim beni hiç anlamıyor" derler. Aynı örnek kadın ve erkeğin rolleri değiştiğinde de yaşanır.
4. yıl: Genellikle, ilk evreden sonra çiftler çocuk sahibi olurlar. Hamilelik, kadının ruhsal ve fiziksel değişimi, erkeğin bu evrede kadına karşı tutumu, ilişkilerinin yakınlığı, anne-baba olmak dışında paylaşım ve hissiyatlarının oluşu ya da olmayışı, doğum, kadının anneliği, erkeğin babalığı ve çiftin, anne-baba olma haricinde eş olma becerilerini
kaybetmiş olma veya olmama durumu ilişkinin ikinci kritik döneminin nasıl atlatılacağı adına belirleyicidir. Hamilelik ve doğum sonrası ilişkinin sağlıklı ve hızlı toparlanması için, erkeğin yoğun aynılaştırma çabasının devam etmesi, kadını hızla annelikten, eş ve kadın oluşa çekmesi gerekir. Elbette kadın da sadece çocuğa yapışma, sadece anne olma özelliğinin yanı sıra ruhsal ve fiziksel olarak eşine yaklaşma adına gayret göstermelidir.
10. yıl: Çiftler kendi hayatlarında bir 10 yılı devirmişlerdir. Bu evrede yaşanabilecek sıkıntı nedenlerinin ilki; çocukların okula başlaması ile aile sistemi içerisine giren yeni parametreler ve çiftin bu yeni parametrelere uyum sağlama, karşılıklı destek olma ve aynılaşma çabalarını bu yeni koşturmalar sebebi ile kaybetme, birbirlerinden uzaklaşma ve yabancılaşmalarıdır. İkinci neden ise; kişinin yeni bir yaş dilimine girmesi ile yaşadığı düşünsel ve fiziksel değişimler, olgunlaşmanın getirdiği güç, iş hayatındaki tecrübenin getirdiği başarı/başarısızlık ve kazanç artışı/azalışı. Bu iki olasılıkta da, çift eğer ortak ritüellere sahip çıkar, ama bir yandan da bir o kadar da kendileri için alan ve zaman ayırırlarsa, sağlıklı şekilde ilişkilerini yürütebilirler.
ÇOCUKLU CİFLERE ÖNERİLER
1-Kadınlar yapısal olarak çocuklarının ihtiyaçlarını çok daha hızlı keşfederler ve bakım verme sürecine çok daha hızlı adapte olurlar. Bu zaman zarfında bir şeyler yapmaya çalışan fakat eli kolu birbirine karışan çiçeği burnunda babayı sürekli eleştirmek, onun yanlış yaptığı düşünülen anlarda panik olmak, "Bebeğin bir düzeni var, şimdi öpme, sarılma, öyle tutma" demek yanlış bir yaklaşımdır. Hem erkeği kaygılandırır hem de bebek ve eşinden uzak durmasına sebep olabilir. Doğası gereği sürece daha zor/yavaş adapte olan erkek eleştirilmemelidir.
2-Kadın, doğum sonrası kendini çocuğun bakımı, emzirme ve temizlik gibi bir üçgende bulabilir. Burada da iş erkeğe düşer. Erkek bu evrede eşini ruhen ve fiziken özlediğini, onu arzuladığını hissettirmeli, kadını sadece anne olmaya terk etmemelidir.
3-Çiftler, çocuk uyuduktan sonra geç saatte bile olsa film izlemek gibi çeşitli aktivitelerle baş başa kalmak için gayret etmeli ve hızla özel hayatlarını aktive etmek için çaba göstermelidir.
4-Çiftlerin kadın ve erkek olarak hala bireysel istekleri de olduğu unutulmamalıdır. Eşler de (en az çocukları kadar) önemsendiklerini görmek isterler. Çiftler birbirine özen göstermeli ve mümkün olduğu kadar birbirlerinin ihtiyaçlarını göz ardı etmeden anlamalıdır.
5-Diğer ilişkilerle kıyaslama yapılmamalıdır. Çiftler başka ilişkileri gözlemleyerek özenebilir ya da kendi ilişkilerinin kötüye gittiğini düşünebilirler oysa her ilişkinin kendine özgü bir ahengi olduğu bilinmelidir.
6-Bireysel olarak mutluluklar önemsenmelidir.Kendi mutlu olmayan bir eş, ne çocuğunu ne de partnerini mutlu edemez. Bu yüzden kadın ve erkek bireysel olarak hoşlarına giden mutlu olacakları etkinliklere zaman ayırmalıdır.
7-Çocuksuz da zaman geçirmek çiftler tarafından en çok ihmal edilen konudur. Çiftler çocuklarının dahil olmadığı planlar da yaparak sadece birbirleriyle ilgilendikleri özel zamanlar yaratmalıdır.
8-Çocuk yüzünden tartışmak ve çocuğu ilişkinin odağı haline getirmek en sık rastlanan durumdur. Çocukların problemlerinin eşler arası ilişkinin önüne geçmesine izin verilmemelidir.
9-Eşlerle ilgili beklenti içine girmek ve zihnini okumaya çalışmak yanlıştır. Çiftlerin düştüğü en büyük hatalardan biri de birbirleriyle ilgili beklenti içine girmeleridir.
Çocuk ve hayatın geri kalanına koşturmak I kolay değildir ve çok zaman alır. Ancak çiftlerin ev içerisinde kişisel bakımlarına önem vermeleri ilişkinin sağlığı ve doyumu açısından kritik öneme sahiptir. Hem kadın hem erkek, ev içinde beden temizliğine ve kılık kıyafetlerine özen göstermelidir.
Best Site for real buy Turkish Mad Honey

Yorumlar
Yorum Gönder